Hutbe: Aidiyet bilinci

Kıymetli Kardeşlerim!
Bugün, bir cuma gününde daha bu teşkilatın çatısı altında toplanmış bulunuyoruz. Allah’a ibadet için kurulmuş olan bu mescidimizde bizi bir araya getirip, ellerimizi açarak hep beraber kendisine niyazda bulunma imkânı verdiği için yüce Rabbimiz’e ne kadar şükretsek azdır.

Aziz Müminler!
Ne mutlu bizlere ki, bu camimizde bir araya gelebiliyoruz. İbadetimizi yerine getiriyor, dinimizi öğreniyor, çocuklarımıza inandığımız değerlerimizi aktarıyoruz. Bu beldelerde İslami kimliklerimizin gelişmesi, korunması, çocuklarımızın ve gençlerimizin dinlerini öğrenmesi, işte bu camilerimizle mümkün olabilmektedir. Böyle bir imkâna sahip olmayan binlerce Müslüman’ın varlığını düşünürsek, bu paha biçilmez nimetler için Rabbimiz’e elbette ki tekrar tekrar şükretmek durumundayız. Bu nedenle, bütün bu imkânların oluşmasında bizlere öncülük eden, bizlere yol gösteren teşkilatımıza aidiyetimizi ve cemaatimize mensubiyetimizi pekiştirmemiz gerekir.

Muhterem Cemaat!
Rabbimiz Kehf suresinde Allah resulüne hitaben “Sabah akşam Rableri’ne, O’nun rızasını dileyerek dua edenlerle birlikte candan sebat et. Dünya hayatının süsünü isteyerek gözlerini onlardan çevirme. Kalbini bizi anmaktan gafil kıldığımız, kötü arzularına uymuş ve işi gücü aşırılık olan kimseye boyun eğme.”[1] buyurmaktadır. Bu ilahî buyruğun bizim için de bir emir olduğunu unutmamalıyız. Yani Allah’a ibadet eden bu cemaatle birlikte olmak için candan sabretmek, kötü arzulara uyanlardan uzaklaşmak bizim için de bir görevdir. Cemaatimizin dışına çıkarak, bu cemaat ne yapıyorsa ben de kendi başıma aynı şeyleri yapabilirim diyemeyiz. Bu hem mümkün olmaz, hem de cemaatten kaçmanın bahanesi olur. Buna karşın bizim cemaâtın içinde kalmamız ve ayrılıkların mimarı şeytandan kaçmamız gerekir. Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır: “Cemaatten ayrılmayın, ayrılıktan kaçın. Şüphesiz şeytan, tek başına kalanlarla birliktedir; bir araya gelip cemaat olmuş olan iki kişiden ise uzak durur. Kim cennetin ortasını isterse cemaate sarılsın.”[2]

Değerli Kardeşlerim!
Bizlerin oluşturduğu bu cemaatle beraber olmak, bir duruş ortaya koymak kendine özgü bir kimlik kazanmak demektir. Kendim bazı hizmetleri yapamıyorsam dahi, yapanları yalnız bırakamam diyerek, şuurlu bir duruş sergilemektir.

Muhterem Cemaat!
İçinde bulunduğumuz bu mukaddes mekânlar, bir çalışmanın ve gayretin ürünleridir. Buralarda vaaz u nasihatler yapılır; Kur’an öğretilir, sünnet öğretilir, yani din öğretilir. Bir gün mutlaka Allah’a hesap vereceğimiz tebliğ edilir ve her türlü kötülükten uzak durmamız, her türlü iyilik ve güzelliğe kucak açmamız gibi hayati konular hatırlatılır. Buralar bütün Müslümanların kardeşliğinin pekiştiği ve böylece ümmet şuurunun diriltildiği bir mekânlardır. Bu mekânların oluşması elbette ki siz kardeşlerimizin maddi ve manevi katkılarınız ile gerçekleşti. Ancak sadece bir caminin üyesi ve cemaati olmak yeterli olmaz. Bir de ortak kimlik, ortak duygu ve kardeşlik tesis edilsin için var olan cami ve cemaatlerimizin üst kuruluşu Genel Merkezimiz vardır. Her fırsatta destek ve gücünü arkamızda hissettiğimiz bu merkezin ayakta daim olması da gerekmektedir.

Aziz Kardeşlerim!
Camilerimizin kubbe ve çatıları ne ise, Genel Merkezimiz de odur. Bu çatının ayakta durması gerekir. Çünkü burası mihenk taşıdır. Yüzlerce camimiz var, ancak bir tane Genel Merkezimiz var. Nasıl ki, camilerimiz üyelerimiz ve onların aidatları ile ayakta duruyorsa, Genel Merkezimiz de üyelerimiz ve onların aidatları ile ayakta durabilir. Bundan dolayıdır ki, Genel Merkezimize üye olmayan bütün kardeşlerimizi hemen bu günden itibaren üye olmaya davet ediyoruz. Çünkü Genel Merkezimize üye olmakla hem bizi her platformda temsil edecek devlet gibi bir kurumu ayakta tutacaksınız hem de Avustralya’dan Kanada’ya kadar yapılan bütün hayırlı hizmetlerden elde edilecek sevaba ortak olmuş olacaksınız. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de; “Kim güzel bir işte aracılık ederse, ona o işin sevabından bir pay vardır. Kim de kötü bir şeyde aracılık yaparsa, ona da o kötülükten bir pay vardır. Allah her şeyi gözetip karşılığını verir.”[3] buyurulmuştur.

[1] Kehf suresi, 18:28
[2] Tirmizî, Fiten, 8, H. No: 2165
[3] Nisâ suresi, 4:85

Laisser un commentaire

Votre adresse de messagerie ne sera pas publiée. Les champs obligatoires sont indiqués avec *